AŞK.. ! Kimse eğilip kaldırmıyor...
Gerçek aşklar yerini çakmalarına bıraktığı günden beri yerlerde sürünüyor kalpler…
Yaşayan bedenlerin, ölü ruhlarının dansı,
çoktan vazgeçilmiş gündüzlerin bitişindeki gecelerde,
acı adlı mizansenle sahne almaya başlamış artık hayat oyununda …
Bir nefes çekimlik aşklar ya da cicim aylarında kısıtlı kalmış
o büyük coşkular kimi mutlu eder ki…
Etmiyor da…
Çıplak bedenler kimsenin işine yaramıyor,
oysa bunu herkes biliyor da yinede kimse ruhunu ortaya koymaya cesaret edemiyor.
Ne acı!
Aşk adına söylenen tüm cümleler edebiyattan alıntı olmuş ve sevgilinin gözünün içine baka baka,
kendinin olmayan duyguların anlatımını bile yetersiz gören beyinlerle dolmuş ortalık. Laf!
Yetmez tabi, eksik kalan duyguları edebiyatın tamamladığı nerde görülmüş…
Şunu aşık adam bilir ; sözler değil gözler atabilir ancak aşka imzasını…
Edebiyat yanıltır adamı, sen bile yaşadığını sanırsın o duyguları,
başkasının duygularını çaldığını kabul etmezsin bir türlü, kapılır gidersin o cümlelerin ihtişamına…
Ama bu kısa sürer, kendine geldiğinde anlarsın;
Mübalağ sanatıdır aşk, abartmayı sever yaşayan, gerçekle hayal arasında sıkışır yaşanan…
Sonra biter, yitirirsin işte aşk sandığın o şey her neyse! Bitiyor, çünkü yaşanılacak sanılan yaşanamıyor…
Aşkı edebiyattan anlatmak büyük tehlikelidir, yanıltır!
Çünkü aşk, edebiyatın anlattığı o aşk değil artık…
Bir yangının enkazında kurtarılmayı bekleyen nice can,
bir damla su ümidiyle bakarken aşka, onun aslında ateşin ta kendisi olduğu unutuveriyor…
Sonrası tam bir hayal kırıklığı…
Aşkı anlamak lazım yaşamak için, hissetmek lazım anlamak için…
Atilla İlhan'lar Murathan Mungan'lar yapaylıkları örtmek adına mı sıradan kelimeleri en doğru şekilde bir araya getirip büyülediler…
"Ben sana mecburum" derken, bu cümlenin ayağa düşeceğini bilseydi,
herhalde kendine saklardı üstad bu şiiri…
Aşk artık gerçek kimliğini yitirmiş, şimdiki hali her yaşayana ardından ağır faturalar keser olmuş,
sonu iflastır …
Aşk şiirlerde kalmış…
Şiirler sevgiliye atılan mesajlarda…
Aşkın edebi halidir görünen …
Yaşananın, uzaktan yakından aşkla ilgisi yoktur aslında…
Aşk beden dilinde kalmış, ruhlar çoktan enkaz olmuş
Aşk yalnızlığı ört bas etmek olmuş,
Aşk sokaklarda, bir bar çıkışında aranılır olmuş…
Aşk artık bir nefes çekimlik…
Aşkı anlamak lazım yaşamak için
Aşkı hissetmek lazım anlamak için…
Oysa Aşk..
Çoktan ayağa düşmüş…
Kimse eğilip kaldırmıyor…

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.
Bölücü bir aşk
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.
Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.
Yasadışı bir aşk bu,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.
Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor
Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice´inkine
Fena öykünüyor.
İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor
Ferhat olmana gerek yok
Bin dolmuşa gel...
annem bana dedi ki
şey dedi
"soğuk havalarda
kazak giy!" dedi
ama annem bana
"aşık olma"
demedi ki...
Bu şiirin ilk mısrası
Senin için yazıldı
ikincisini söylerken
Bilinmez kimi düşüneceğim
Gel de inan şimdi sen
Aşk şiirine.


HAİNLER GÜNÜ
Sevmek kimine göre ölmek demek
Ölmek kimine göre sevmek
Ama asıl gerçek ölümüne sevenler asla ölmezler...
Yalnız sen değildin en haini sendin
Kaderim ya ben hep hainleri sevdim.
Al işte hepsini buraya serdim.
Söylesene hangi kurşun senindi?
Hala unutmadım ihanetini
Kalbimin kıyamet alametini
Vereyim de al git emanetini
Söylesene hangi kurşun senindi?
Kalbimi alev alev yakan mı?
Hala yarasından kanlar akan mı?
Biraz önce şu sırtımdan çıkan mı?
Söylesene hangi kurşun senindi hangi kurşun?
Bir sende gelmedim ben bu hale
Şu hain aşkların hepsi benimdi
Tanıyıpta bulamadın mı hala
Söylesene hangi kurşun senindi hangi kurşun?
Hala unutmadım ihanetini
Kalbimin kıyamet alametini
Vereyim de al git emanetini
Söylesene hangi kurşun senindi?
Ne kurşunlar çıktı bilsen bu tenden
Ne aldınsa helali hoş olsun benden
Yazıktır ama acı olursam senden
söylesen hangi kurşun senindi
Gün ve gün öldürüp dirilten mi?
Akıl alıp çıldırtıpta delirten mi?
Alın artık şu canımı dedirten mi?
Söylesene hangi kurşun senindi?
Sen benim en beter halimsin artık
Nasıl olsa gözümde hainsin artık
Gördüğüm en büyük zalimsin artık
Söylesene hangi kurşun senindi?
Arada bir çıkartıpta bakarsın
Olur ya boynuna belki kolye yaparsın
Hainler gününde onu takarsın
Söylesene hangi kurşun hangi kurşun senindi?
Hala unutmadım ihanetini
Kalbimin kıyamet alametini
Vereyim de al git emanetini
Söylesene hangi kurşun senindi?

DoqяuŁαяıмı Göŧüяüceκ καđαя чαиŁıs yαpмαđıм Hαyαŧŧα (!)
c0κ sıκı$ŧıqıм чeяđe ß0s ßıяακŧıм Hep
Siмđi ßıяακŧıqıи ß0sŁuκLαяıи ßiяiиđeчiм ßeŁκiđe
Kiмseиiи đ0qяusuиu qöŧüямeđiм..
Hic κiмseиiиđe чαиŁı$ı 0Łмαđıм.
Чeŧмez мi ?

"ѕυѕкυη тєℓαşℓαяℓα öмяüм ρєяιşαη"


Kûn Fe Yekûn...
"Ol der ve olur!"

HASRETİM SANA
Gözlerinden bir yudum nefes alıp alıp sana yazıyorum yine. Yürek mürekkebiyle yazılmış onca
karalamaya inat seni yaşıyorum satırlarımda. Sen ve ben. İki ayrı kentin sabahında aynı güneşle
uyanan iki sevdalı. İmkansızlığın içinde, yokluğun acı nefesinde " aşkı " soluyan iki yürek. Boşver
canım. Suyla ateşin, geceyle güneşin birbirlerini sevmesi gibi imkansız olsa da aldırma. Yağmuru
dilenen kuru toprak gibi her sabah nefesini soluyorum ben. Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam
kızıllıgında seni bekliyorum. Biliyorum hicbir zaman kapımı çalmayacak ellerin, hiçbir zaman
ellerini tuttugumda avuç içlerin terlemeyecek. Bırak bu dünya bize hasret borcu olsun. Hasretlikler
hep demir parmaklıkların ardında kalsın. Kavuşmasın sırtlarımız birbirlerine. Değmesin dudaklarımız
dudaklarımıza. Sevgi bu değil mi ? Yokluğunda bile sevmeyi bilmek. Aşkı yücelten bu değil midir ki
?. Bak şehrime yağmur yüklü bulutlar konuk olduğunda ben seni ararım her damlasında. Saçlarımı
ıslatan bir yağmur damlası kadar berraktır sevgin.. Musluğu açıp avuç içlerime akan suyu delice
içmek. Çünkü içtiğim sendin. Kana kana yüreginin deryalarındaki nefesi içtim her defasında.
Gözlerim bağlı halde karanlıkta merdiven inerken hep senin sevdana yürür gibi emindim adımlarımdan.
Başımı kaldırdığımda bulutlar kanap açıp gözlerinin içinde sıcak iklimleri gördüm. Dokunduğum herşey
de ellerinin sıcaklığını aradım durdum. Oysa ellerini hiç tutmadım ki !.. Baktığım her noktada
gözlerinin derinliğindeki umudu sevdim. İnan gözlerini hiç yakından görmedim ama hep seni yaşadım.
Rüzgarın hep senin saçlarına ılık meltem gibi dokunduğunu bildim. Görmeden sevmeyi, dokunmadan
hissetmeyi öğrendim.
Seni sevdiğimden beri kuşluk vakti kıyamadığım gözyaşlarını kelebeklerin sırtında taşıyan bir yürek
oldum ben.Gözbebeklerinden süzülen nemli yaşları baharların koynunda kuruyan ciceklerin köklerine
sundum her defasında. Öyle değerli ki ; gözlerinden süzülen yaşlar , imkanım olsa o nemli yaşlarınla
ciceklerin yüreklerini yıkardım..Seni sevmek böyle duru böyle yalın bir aşk.. Seninle her gece
yıldızların sağnağında sana düşlerimi sundum. Bir an hayat yokusunda yorulsam, kenar köşelerde değil
ben senin yüreğinde " nefesini " soludum. Reyhan kokulu gecelere inat ben senin kokunla yetindim.
Rüzgarın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe oldugu vakitlerde hep seni düşledim.
Sevgini soframdaki ekmek gibi bereket bildim. Ben senin gülen yüzünü sürdüm arsız yaralarıma.
Uykusuz yüreğime ayazlar çivileri reva görseler ben senin sacların daldım rüyalara..Seni düşündüm
zamanın ötesinde. İmkansızlıgı sevdim. Gözlerindeki nemin saflığını, gözyaşların duruluğunu ve iki
dudağın arasında hayata hediye ettiğin nefesini sevdim..
" Bilir misin
Nefesinde baharların soluduğunu ?
Bilir misin her gece
Yetim kuşların yüregine dolduğunu ?
Bilir misin her gözyaşınla
Topraktan yeni filizler doğduğunu ?
Uzaklar da bir canın
Senin her gülüşünde
Hayata sımsıkı tutunduğunu
Bilir misin ey yar.."

hasretim sana
kaburgamda sızım
kalbimde ağrım dinmiyor
hasretim sana
kavlu beladan
bu sırrı kimse bilmiyor
yokluğun cehennemdir
yokluğun ateş çemberi
savrulsa da ömrümün külleri
can tenden gitmiyor
hasretim sana
ne yapsam
bu sevda bitmiyor..


Unutulmaktır insanı unutulur kılan…Yaşama kucak açıp birden ağlamaya başlamaktır,tıpkı derin dehlizlere atılmış,karanlıkta uyumaya çalışan bebekler gibi.Sessiz ve çaresiz.
Bir gece gökyüzüne çıkıp ay olmak istediğimi hatırlıyorum.Belki de bu yaşamı ve yaşamın içerisinde yaşayan insanları gökyüzünden seyretmek,hayatın kendisiyle yüzleşmekten daha kolay.Bir yıldız olup yalnızca kaderinizin ve düşüncelerinizin sizi götürdüğü noktaya kadar seyahat etmek.Tek istediğim budur belki de hayattan.Parlayan bir yıldız ya da kocaman bir ay olmak,asla unutulmamak.
En çok sevdikleri tarafından unutulmak koyar insana,yüreğine dokunur yalnızlık tarafından hor görülmek,bir köşeye atılmak,uzaklaştırılmak.Boşlukta bir su damlasının çınladığını duymak gibidir,en ufak bir sesi bile sevdiğinizin sesi sanırsınız.Biri uzaklarda sizi bekler,tüm hayallerinde sizi canlandırır gibi düşünmek rahatlatır çoğu zaman,özellikle beni.Fotoğrafların renklerine dalıp renkli bir dünya hayal ederim.Unuttuğum şahsın yüzündeki çizgilerden hesap sormak gibi yüz kaslarımı çalıştırıp sıkarım kendimi.Dişlerim kendinden geçer,düşlerim hayal kırıklığına uğrar.Sessizce oturup ağlarım,yalnızlıkla kavga ettikten sonra ferahlamaya çalışırım ama başaramam.Çünkü o artık yoktur benim için.Ben bu köşede otururken o benim köşemden bir haber tavırsızdır.Duyumsayamaz beni ben onu duyumsarken.Değerlerinin ortasında çömelip ayaklarına hükmetmeye çalışmasını isterim.Beni bir şekilde aklının bir köşesine bir anlığına olsa bile bir tek duyguyla çizmesini isterim.İsterim ama söyleyemem.Çünkü o uzaklardadır.Ben onun sevgisine muhtaçken ve düşünülmek isterken,onun düşünecek başka şeyleri vardır.”Yalnız değilsin “der Aydilge,”Yüzüme baksan fark edersin,elimi tutsan hissedersin” der.Hissedilmek isterim ben de doyasıya hissedilmek.
Gökyüzüne baktığımda benim şarkımı çalmalarını isterim.Doğaya bakarken,kirpiklerimin kirpiklerinde birleşmesini isterim.Bilirim,doğanın güzel yüzü içinde saklıdır mutluluğum,benliğim.
Bir şeyler kıpırdanırsa göğsümde,aynı şekilde bir şeyler burulmaktadır.Unutulmanın acısıyla sararan rengimi beyazlaştırmaya çalışırım.Yeterli olmaz düş macunları,düş suları…
Ama ben yine de bilirim.Unutulmak hatırlatır insanlara,güven duygusuyla yola çıkmak ve sabretmek.Dostluklarda sabır ister,sizi gönülden vurmayacak tek değerli ay, sabırdır.O parladıkça size ışık verir.Sizde o ışıkla aydınlanan yolda güvenle yola çıkarsınız.Parlarsınız yol boyunca.
Eğer unutulduysanız siz de bir ay ile konuşun.Tenindeki o parıltıyı aldıktan sonra unutulduğunuz insanların ayın hiçbir yüzünde yer almayacağını görürüsünüz.Çünkü ay,sabredip değer verenlerin yuvasıdır.O yuvaya çıkmaya cesaret edip,oraya yerleşmeyi bilenler parlar,bir ömür boyu ve göğe yükselir…

Gecenin hüznü çöktü sardunyalara
alabildiğine karanlık bahçe
ne yıldız ne de ay var bu gece
Düşüncelerim ise
volta atıyor beynimde
Mahkumum yine
senin yerine
………
Çıkmaz sokaklardayım
Dilimde söyleyemediğim sözlerim
yüreğimde sevgin
alaca karanlıktayım
Sürgüne göndermişim baharlarımı
ben hep kıştayım
sen,
çözülmesi zor bir bilmece
adın gibi iki hece
uğulduyor beynimde
sevdam
sevdam kanlar içinde
vurdum onu az önce
bilmem
sensiz kaçıncı gece
gizlenmiş hayalin
gölgelerle dans ediyor
alay edercesine
karanlık çekiyor içine sinsice
kaçış yok duygulardan
bir kadeh kırmızı şarap
yazdırsada birkaç mısra
kırık dökük birkaç hece
anlatmıyor duygularımı bu gece
ruhum gibi alacakaranlık gece
bırakıyorum kendimi
senli düşlerime
esir alıyor beni duygularım
sorgusuz sualsiz her gece……..
F. Beyhan Kızılay